Görünenle yetinirsen eğer, sadece tırtılı bilirsin.
Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez.
Görünenin ötesine geçmek istersen eğer…
Aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözüyle bakarsan…
Kelebeği bulursun karşında.
Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar.
Lakin gönül gözünle görürsen…
Kelebeğe değil, tırtıla sevdalanırsın.
![]()
Akıllı olan her şeyi fark eder…
Aptal ise fark ettiği her şey üzerine konuşur.
![]()
İnsanlar hep şikayetçi, hep bıkkınmış.
İnsanlar mutluluğu hep hor kullanıyormuş.
Bir gün melekler, mutluluğu saklamaya karar vermiş.
“Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler” diyerek başlamışlar tartışmaya.
Sorun büyükmüş.
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü.
Kimisi “Everest’in tepesine saklayalım”, kimisi de “Atlas Okyanusu’nun dibine” demiş.
Tac Mahal’in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi, sigara paketi, lale bahçesi…
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş.
Derken meleklerden biri, “İçlerine saklayalım” demiş, “kimsenin aklına gelmez içine bakmak.”
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış.
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor.
Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü.
İnsanın içinde saklı mutluluk.
Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde.
Bu yüzden gözünüz hep ‘içeri’de olsun.
![]()
Hepimiz kendimizin özel olduğunu düşünürüz.
Öyledir de.
Ama hiçbir özel oluş, genel insanlık sınırlarının dışında değildir.
![]()
Aslan yıllık izine gidecekmiş.
İzine gitmeden önce, ‘Hareketlidir, hızlıdır, ormanı dolaşıp gelince bana rapor verir’ diye düşünüp vekaletini tavşana bırakmış.
Bunu tüm hayvanlara e-mail atıp bildirmiş:
“Tavşan vekilimdir, ona saygısızlık ederseniz bana etmiş sayılırsınız, geldiğimde hesabını sorarım.”
Tavşan, ertesi gün büyük havalarda ve çalımla ormanda dolaşmaya başlamış.
Bakmış kurt dereden su içiyor.
Yanına yaklaşıp bir parmak atmış.
Kurt öfkeyle geriye dönmüş, bakmış ki tavşan, e-mail aklına gelince gıkını çıkartmadan, ‘la havle vela’ çekip yürümüş.
Biraz daha gitmiş, bakmış fil ağaçtan meyve koparıp yiyor.
Ona da yaklaşıp bir parmak atmış.
Fil kendine parmak atanı ezmek üzere dönmüş, bakmış ki tavşan, e-maili de düşünüp vazgeçmiş.
Tavşan biraz daha gitmiş, bakmış ayı kovandan bal yiyor.
Gidip ona da parmak atmış.
Ayı bir hışımla dönüp tavşanı yakalamış, eşek sudan gelinceye kadar dövmüş.
Tavşan, yalpalaya yalpalaya yürürken bir yandan söyleniyormuş:
“Ayıoğluayı, yine e-mail’lerine bakmamış.”
![]()
Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekilince karıncalar balıkları yer.
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir.
Çünkü, kimin kimi yiyeceğine ‘suyun akışı’ karar verir.
![]()
Ülkenin kralı, önemli kentleri birbirine bağlayan bir yol inşa ettirir ve açılış için yarış tertip eder.
Kral, ‘Yoldan en güzel geçecek kişiyi seçeceğini’ söyler.
Kimi en güzel arabasıyla, kimi en süslü elbisesiyle yarışa katılır.
Gün boyu insanlar gelip geçer.
Yarışı tamamlayanlar benzer bir şikayeti seslendirirler:
“Yolun üzerinde taş ve moloz yığını vardı, bizim yürümemizi zorlaştırıyordu.”
Geç vakitlerde, üstü başı toz toprak içinde biri kralın huzura çıkar ve şöyle der:
“Yolculuğum sırasında insanların önünü tıkayan taş ve moloz yığını gördüm. Uğraştım, bu moloz yığınını kaldırdım. Taşların altından altın dolu torbalar çıktı. Size getirdim.”
Kral, “O altınlar senin” dedikten sonra, “yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin” diye sürdürür sözlerini.
Nedenini de açıklar kral:
“Çünkü yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir.”
![]()
U2…
‘Magnificent’ şarkısı…
“I was born/I was born to be with you-Doğdum/Seninle olmak için doğdum.”
Fevkaladenin fevkinde :)
![]()
Sadi Şirazi, “Aşka uçma kanatların yanar” der.
Rumi, “Aşka uçmadıktan sonra kanat neye yarar” der.
Ben…
Ay ışığında güneşlenirken…
Ağzımda turşu…
Ruhumda arkadaşk…
Ateşi ile yanar uçarım.
![]()
Bugün böyle düşünüyorum, yarın değişebilir...
Aspava.






























